makalex.tr.gg
Google 'a MAKALEX yaz.. Google da İLK Sırada! → BURADA PAYLAŞILAN LİNKLERLE HİÇBİR BAĞLANTIMIZ YOKTUR.

MUTA NiKAHI

tr.wikipedia.org/wiki/Muta_nik%C3%A2h%C4%B1

Resmi Fuhuş Fetvası, Mut'a Sapkınlığı

 

NOT. Mut’a nikahını ! savunanlara şunu sormak gerek. Kızkardeşini, kızını bir erkeğe 1 günlüğüne (seks amacıyla) nikahlar mısın?!.. Hastalıklı beyinlerin dışında tüm insanlığın vereceği cevap, HAYIR olacaktır…

İslam’a sokulan sapkın zihniyetleri iyi bilmek ve sorgulamak gerek…

Mut’a Arşivlerinde Kimlerin İsimleri Var?

Yazar (savcı emeklisi) Gültekin Avcı, Mut’a eksenli bal tuzağının en vurucu ve yıkıcı etkisini İslam ülkelerinde doğurduğunu yazdı.

İŞTE O YAZI…Mut’a arşivlerinde kimler var?İran cumhurbaşkanlarından Rafsancani, 90’lı yıllarda gençleri mut’aya teşvik eden hutbeler okumuştu.İran resmi makamlarının, mut’a araştırmalarında, “10 milyon kişinin Mut’a sebebiyle evlilikten daima kaçındığı” sonucuna ulaşılmıştı.Bu da mut’anın bazı Şiiler’in iddialarının aksine istisnai bir uygulama olmadığının nişanesi.10 dakika ile 99 yıl arasında süren mut’alar 

 

Bugün İran’da 10 milyon civarında insan mut’ayla cinsel birliktelik yaşıyor.

Hal böyle olunca sorumlulukları olan evlilik kurumuna herkes uzak duruyor.

4-5 saatlik mut’ayla dünyaya gelen ve kimsenin sahip çıkmadığı çocuklar ortada kalıyor.

Çoğu mut’a süresi bittikten sonra doğan bu zavallı bebekler, cinsel heveslerini tatmin edip terk eden babalarınca reddediliyor; bakımları üstlenilmiyor.

Karnındaki bebekleriyle terk edilen binlerce annenin göz yaşartıcı akıbetleri içler acısı.

Talihsiz mut’a kadınları, sokaklarda ve izbe evlerde sefalet içinde yaşamaya mahkûm ediliyor.

Küçük çocuklarının ellerinden tutup caddelerde erkekleri durdurarak kendilerine mut’a yapması için yalvaran kadınların görüntüleri, yazık ki İran ve İranlılar için alışılmış enstantaneler.

Hatta Meşhed şehrinde El-Rızavi Örgütü tarafından açılan genelevin kuruluş gayesi ilanda şöyle anlatılmaktadır:

“Örgütümüzce açılan genelev, İmam Rıza’nın türbesini karılarından uzakta kalarak ziyaret eden kardeşlerimizin ruhaniyet ortamlarını ve kalp rahatlığını temin etmek içindir.”

Üstelik “Besmele” ile başlayan bu ahlaksız ilanda mut’a sürelerine göre fiyatlar belirtilmekte, “12-35 yaş arası bacılarımız” denilerek çalışmaya (fuhşa) davet edilmektedir.

Ve mut’a, İran’ca en etkili istihbarat araçlarından biri olarak başarılı bir şekilde kullanılıyor.

Iğdır’da yakalanan İranlı Zehra Y. adli soruşturmada, Pasdaran’ca yönlendirildiğini, kendisine “Ne sorarlarsa ne görev verirlerse yap. Açık ol. Seni Türkiye’ye yasal yollardan sokacaklar” dediklerini ifade etmişti.

Peki, VEVAK/Pasdaran mut’a arşivlerinde saklanan görüntülerde kimler var?

Kendi ülkesinde Acem oltasına takılan ve kayıtları Pasdaran‘a intikal eden, angaje olan bürokrat ve siyasiler dışında…

İran ve Suriye gezilerinde mut’a macerasına girenlere bakalım:

Mut’adan istifade eden bazı devlet adamları.

Siyasiler ve kritik nokta bürokratları.

İş dünyasının önemli simaları.

Zaman ve zemine göre azami istifadeyle kullanılacağı an geldiğinde arşivden çıkar ve misyonunu ifa eder.

Mevcut arşivler Şii jeopolitiğinde yer alan tüm aktörler lehine ve karşıtlar aleyhine kullanılmaktadır.

Suriye Muhaberatı da İran tarafından eğitiliyor.

Mut’a operasyonlarıyla İran’ı ve Suriye’yi ziyaret eden Ortadoğulu devlet adamları, siyasiler, istihbaratçılar ve bürokratlar tuzağa düştüyse önlerinde iki yol kalır.

Ya Şii jeopolitiğine ve talimatlarına ram olmak veya görüntülerin servisiyle prestijinin/istikbalinin yerle bir olmasını kabul etmek.

Mut’a eksenli bal tuzağı, en vurucu ve yıkıcı etkisini İslam ülkelerinde doğurur.

Zira bir İslam toplumunun önde gelenlerinin mut’a maceralarının servis edilmesi, zina açısından o kişinin manen idamıdır.

Türkiye de mut’a entrikasının azami sonuç doğurduğu bir toplum yapısına sahiptir.

Adam gibi kontrespiyonaj yapmazsanız…

Başka istihbarat hamlelerine gerek bile kalmadan sadece Acem bal tuzağıyla, merkezi istihbaratınızdan devlet kademelerine kadar yüzlerce stratejik noktada, Acemler’e prangalı köstebekler peyda olur. 

Ve ne olur biliyor musunuz?

Darbecilerden daha da vahşi bir şekilde bu ülkenin gövdesini kemirirler ve ülkenizi Acem şeytanlarına teslim ederler.

İsrail askeri istihbaratı SHABACK, Hamas ve El Fetih yöneticilerinin seks kasetlerini bile servis etmişti.

Dil öğrenmek ve eğitim gibi mazeretlerle İran ziyaretinde bulunan ve istikbal vadeden kişiler tespit edilip mut’a tezgâhına alınır. Ve arşive kaldırılmak üzere kayda geçilir.

İşadamları ve varlıklı kişilerin mut’a turları da kayıttadır.

Bugün İran’ın hararetle müdafiliğini yapanların geçmişlerine bakıldığında belirli sürelerle İran’da bulunmuş olması dikkat çekicidir.

Haber kaynağıma göre mut’ayla Acem tarafına çekilen Türk kamu görevlileri olduğu gibi, en kritik noktalara sızan ve sonradan angaje edilen VEVAK unsurları da var.

Türkiye’deki İran yanlısı STK, yayın, yazar, siyasi, dernek ve vakıfların çokluğu İran istihbaratına etkili manevra sahaları açıyor.

Merkezi istihbaratımıza ve bürokrasiye sızan/angaje edilen/uyandırılan Acem köstebekleri var ki o konuya henüz hiç temas etmedik.

İSLAMDA MUT’A NİKAHI VAR MI?
Kaynak. Prof. Dr. Hayrettin Karamanİslâm zînayı kesin olarak yasaklamış, kadın ile erkek arasında cinsî ilişkinin yegâne meşrû yolu olarak nikâhı (evlenme akdini) getirmiştir. Evlenmeden maksat yalnızca cinsî tatmin olsaydı bunun geçici (muvakkat) ve bir zamanla sınırlı olması da makûl ve meşrû olurdu. Diğer birçok sistemde olduğu gibi İslâm’da da evlenmenin birden fazla sebebi ve maksadı vardır. Bunların başında ruh ve beden sağlığı içinde, toplumun mânevî mirası ve değerleri ile bütünleşmiş nesiller yetiştirme maksadı gelmektedir. Ailenin bu fonksiyonunu yerine getirebilmesi devamlı olmasına, aile fertlerinin tabiî ve kazanılmış kabiliyetlerine uygun bulunan işbölümüne bağlıdır. İşte bu sebeple İslâm, evliliğin devamlı olması maksadıyla yapılmasını istemiş, bunu akdin sıhhat şartı kılmış, boşanmayı pek de hoş olmayan bir davranış olarak caiz görmüştür.
Beşerin çok önemli ve güçlü dürtü ve güdülerinden biri cinsî arzudur (şehvettir). İslâm bunun yok edilmesini istememiş, evlilik ilişkisi içinde ihtiyacın karşılanmasını teşvik etmiş, bunun için evliliği kolaylaştırmış, gerektiğinde birden fazla kadınla evlenmeye de cevaz vermiştir. Âdetlerin, dînin maksadını aştığı noktalardan biri de günümüzde evlenmenin güç hâle getirilmiş olması, gençlerin yirmi beş, otuz yaşlarına kadar evlenme imkânı bulamamalarıdır. Bu durumda genç, cinsî arzusunu nasıl def edecektir? Evet oruç, genel olarak ibâdetler, okuma vb. faydalı faaliyetler, güzel san’atlar büyük ölçüde cinsî baskıyı hafifletir, yasak yönelişleri engellemede yardımcı olur. Fakat bazı zaman ve zeminlerde tehlike var demektir. Bu günümüzde böyle olduğu gibi, Rasûlullah (sav) zamanında da buna yakın hallerle karşılaşılmıştır. İbn Mes’ûd (r.a.) anlatıyor: Yanımızda kadınlar bulunmadan Allah Rasûlü (sav) ile birlikte savaşlar yapıyorduk. Allah Rasûlü’ne (sav) “Kendimizi iğdiş ettirelim mi” (cinsî iktidârımızı yok edelim mi?) diye sorduk, bizi bundan menetti, sonra da elbise (vb.) karşılığında, belli bir zamana kadar kadınlarla evlenme akdi (nikâh) yapmamıza izin verdi. İbn Mes’ûd bu hadîsi naklettikten sonra “Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı tayyibatı (iyi, güzel, temiz şeyleri) kendinize haram kılmayın, sınırı da aşmayın, Allah sınırı aşanları sevmez.”1 meâlindeki âyeti okumuştur.2Hadîslerden, Hz. Peygamber (sav)’in, Mekke fethine kadar birkaç defa, gerektikçe mut’a nikâhına izin verdiği, sonra yasakladığı anlaşılmaktadır. Mut’a nikahını caiz görenleri iki gruba ayırmak gerekiyor:Mut’a nikâhını caiz görmeyenlerin dayandıkları en açık ve güçlü delil Rebî b. Sebra el-Cühenî’nin rivâyet ettiği hadîstir. Râvînin babası Sebra, Mekke fethinde Rasûlullah (s.a.v.) ile beraber bulunmuş, mut’a nikâhı ruhsatından istifâde etmiş, böyle bir nikâh içinde yaşarken Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işitmiştir: “Ey insanlar! Sizin, kadınlardan mut’a nikâhı ile faydalanmanıza izin vermiştim; biliniz ki Allah Teâlâ bunu, kıyâmet gününe kadar haram kılmıştır, kimin yanında böyle bir kadın varsa bıraksın, onlara verdiğiniz mehirlerden hiçbir kısmını da geri almayın.”5
İmam Şevkânî, bundan önce zikrettiğimiz Câbir hadîsi ile bu hadîsin çeliştiğini, ebediyyen yasaklanmış bir nikâhın Hz. Ömer devrine kadar devam etmiş olmasının önemli bir problem olarak karşımıza çıktığını zikrettikten sonra şu yorumu yapmıştır: “Öyle anlaşılıyor ki, bazı sahabiler, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bu nikâhı kesin ve ebedî olarak yasakladığını duymamışlar ve uygulamaya devam etmişlerdir; Hz. Ömer de bu durumu görünce yasağı tazelemiş ve uygulamaya kesin olarak son vermiştir. Gerçi bu yorumda bir zorlama vardır, fakat sahih olan ve ebedî yasaklamayı bildiren Sebra hadîsi karşısında bu yorumu yapmamız gereklidir.”6
Sonuç olarak Sünnî fıkıh mezhebleri ittifakla mut’a nikâhının caiz olmadığı, önceki ruhsat ve izinlerin sonradan ebedî olarak kaldırıldığı, neshedildiği hükmünü benimsemişlerdir. Bu mezheblere mensup bulunan bir müftü, mut’a nikâhının cevazına durum ne olursa olsun fetvâ veremez.

 



1. Mâide: 5/87.
2. Buhâri, Nikâh, 31.
3. Buhâri, aynı yer.
4. Müslim, Nikâh, 16/16.
5. Müslim, Nikâh, 16/20 vd.
6. Neylu’l-evtâr, c. VI, s.147.

http://ehlibeytevi.wordpress.com/2011/12/18/sianin-muta-inanci-ve-sapikligi/

ŞİA’NIN MUTA İNANCI Ve SAPIKLIĞI

Râfızîlerin Mut’a Hakkında Akîdeleri ve Bunun Onlar İndindeki Fazîleti Nedir?

Râfızîlere göre mut’anın fazîleti büyüktür. Bundan Allah’a sığınırız. Fethullah el-Kâşâ-nî’nin Menhecu’s-Sâdıkîn adlı kitabında es-Sâdık’tan şöyle dediği nakledilir: “Şüphesiz mut’a benim ve babalarımın dînidir. Onunla amel edenler, dînimizle amel etmiş olur, onu inkâr edenler dînimizi inkâr etmiş ve bizden başkalarının dînine uymuş olur. Mut’a çocu-ğu, daimi nikâh çocuğundan fazîletlidir. Mut’ayı inkâr eden dinden çıkmış kâfirdir.”[1]

el-Kummî, Men La Yahduruhu’l-Fakîh adlı kitabında Abdullah b. Sinan’dan o da Ebû Abdillah’dan naklediyor: “Şüphesiz Allah te-bareke ve teâlâ Şîamıza her sarhoş edici içkiyi haram kıldı, onun yerine Mut’ayı verdi.”[2]

Molla Fethullah el-Kâşânî, Tefsiru Men-hecu’s-Sâdıkîn’de Rasûlullah’a iftira ederek der ki: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöy-le buyurdu: Kim bir defa mut’a yaparsa üçte birini cehennemden âzâd etmiş olur. Kim iki defa mut’a yaparsa üçte ikisini cehennemden âzâd etmiş olur. Kim de üç defa mut’a yaparsa cehennemden tamamen âzâd olur.”

Yine aynı yerde gelir: “Peygamber salla-llahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kim bir defa mut’a yaparsa Cebbâr olan Allah’ın öfkesin-den güvende olur. Kim iki defa mut’a yapar-sa ebrar (hayırlı kimseler) ile haşrolunur. Kim de üç defa mut’a yaparsa cennetlerde bizimle olur.”[3]

Yine aynı yerden: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kim bir defa mut’a yaparsa Huseyn’in derecesinde olur. Kim iki defa mut’a yaparsa Hasen’in derecesinde olur. Kim üç defa mut’a yaparsa Ali b. Ebî Tâlib’in derecesinde olur. Kim de dört defa mut’a yaparsa benim derecem gibi bir dere-cede olur.”[4]

Râfızîler, mut’ada sayı şartı tâyin etme-mişlerdir. Furûu’l-Kâfî, et-Tehzib ve el-İstib-sar kitaplarında Zurare’den, o da Ebû Abdil-lah’dan diye nakledilir: “Mut’a dörde kadar mıdır?” diye sordum. Dedi ki: “Kadınlarla bin defa evlensen de karşılığını senden alırlar.” Muhammed b. Müslim b. Ebî Cafer mut’a hakkında şöyle dedi: “Dörde kadar değildir. Zîra o talak edilmez (boşanmaz) ve vâris ol-maz. Sadece ücret alırlar.”[5]

Ey Müslüman kardeşim! Allah şöyle bu-yururken onlar bunu nasıl söyleyebiliyorlar?:

“Ve onlar ki, iffetlerini korur-lar, ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) ha-riç. (Bunlarla ilişkilerden do-layı) kınanmış değillerdir. Şu halde, kim bunun ötesine git-mek isterse, işte onlar, haddi aşan kimselerdir.” (Mü’minun 5-7)

Bu âyet-i kerîme, nikâhtan mubah olanın ancak eş ve ellerinin sahip olduğu cariyeler olup, bundan fazlasının haram olduğunu ortaya koymaktadır. Ücret karşılığı faydalan-ma olan mut’a ile geçici süre için nikâhlanan kadın ise onun eşi değildir, ona vâris olmaz ve onu boşamaz. O halde o zâniyedir. Allah’a sığınırız.

Şeyh Abdullah b. Cibrîn, Râfızîlerin mut’ayı mubah kılmak için delil getirmeye çalıştıkları Nîsâ sûresindeki: “(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müs-tesna, evli kadınlar da size haram kılın-dı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zînâ et-memek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık ka-rarlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda si-ze günah yoktur.” (Nîsa 24)  âyeti hakkın-da şu şekilde cevap vermiştir:

Cevap: Bu âyetlerin tümü nikâh hakkın-dadır: “Ey îmân edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apa-çık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsa-nız (biliniz ki) Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanma-mış olabilirsiniz. Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri al-mayın. Siz iftira ederek ve apaçık gü-nah işleyerek onu geri alır mısınız?” (Nî-sa 19-20)

“Geçmişte olanlar bir yana, baba-larınızın evlendiği kadınlarla evlenme-yin; çünkü bu bir hayâsızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur. Anala-rınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, hala-larınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, ken-dileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını al-manızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size ha-ram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisa 22-23) Nesep ve sebep yoluyla haram olanlar sayıldıktan sonra: “Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zînâ et-memek üzere mallarınızla (mehirlerini ererek) istemeniz size helâl kılındı.” (Nîsa 24) buyrulmuştur. Yani: Size geriye kalan diğer kadınlar helâl kılındı. Eğer onlar-dan faydalanmayı helâl kılmak için nikâhlar-sanız farz kılınan mehirlerini de veriniz. Eğer gönül hoşluğu ile onu bağışlarlarsa sizin için bunda bir günah yoktur. İşte bu âyeti saha-benin cumhuru ve onlardan sonrakiler böyle tefsir etmişlerdir.”

Mut’anın harâm kılınışına dâir sünnetten delil: Rabi b. Sebretu’l-Cuhenî’nin babasın-dan rivâyet ettiği şu hadistir: Babası Rasû-lullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber iken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bu-yurdu: “Ey insanlar! Sizin için kadınlarla mut’a hakkında izin vermiştim. Şüphe-siz Allah bunu kıyâmet gününe kadar harâm kılmıştır. Şimdi kimin yanında böyle kadınlardan biri varsa ondan he-men arınsın. Hem o kadınlara verdiği-niz şeylerden hiç birini geri almayın.” Müslim (1406)

Yine büyük alimlerinden et-Tusî, Teh-zîbu’l-Ahkâm adlı kitabında Mut’a nikâhını şöyle kötülüyor: “Şerefli Ehl-i Beyt’ten bir ka-dını mut’a ile nikahlamak, onun âilesini utan-dıracağı ve zillete sokacağından câiz de-ğildir.”[6]

Hatta Râfızîlere göre kadına dübüründen (arkadan) yanaşmak da câiz görülür hale gel-miştir. el-İstibsar adlı kitapta Ali b. el-Ha-kem’den şöyle dediği rivâyet edilir: “Safvan’ı şöyle derken işittim: “er-Rızâ’ya dedim ki: “Senin dostlarından biri, kendisi sormaktan çekindiği için sana o meseleyi sormamı emretti.” “Nedir o?” dedi. “Kişi kadının dü-büründen yanaşabilir mi?” dedim. Dedi ki: “Evet, buna hakkı vardır.”[7]


[1]   Molla Fethullah el-Kâşânî (2/495)

[2]   İbn Babuye el-Kummî, Men La Yahduruhu’l-Fakîh (s.330)

[3]   Bu uydurma sözü Rasûlullah’a nisbet ederek nakleden bir diğer kaynakları, Şiîler indinde oldukça değerli bir kitap olan Men La Yahduruhu’l-Fakîh isimli eserleridir. Bkz: (3/366) [A. Altunay]

[4]   Molla Fethullah el-Kaşani; Tefsiru Menheci’s-Sâ-dıkîn(2/492, 493) Mut’a nikâhının onların yanındaki değeri bundan ibaret değildir. Keşfu’l-Esrâr isimli eserinde Allâmeleri el-Mûsevî Rasûlullah sal-lallahu aleyhi ve sellem’in şöyle söylediği iftirasında bulunmaktadır: “Herkim bir mü’mine kadın ile mut’a yaparsa şüphesiz ki o Kâbe’yi yetmiş kez ziyaret etmiş gibidir.” (Keşfu’l-Esrâr, 35) Yine aynı eserinde el-Mûsevî şöyle der: “Bir kadınla ve onun annesi ve kız kardeşi ile mut’a yapmakta herhangi bir mahzur yoktur.” (Keşfu’l-Esrâr, 46) Hatta muasır imamları Humeynî emzikli bebek ile mut’a yapmanın câiz olduğuna şu korkunç sözlerle fetva vermiştir: “Şehvetle dokunmak, kucaklamak ve uylukları okşamak gibi faydalanma şekillerine gelince bunda emzikli bir çocukla bile olsa herhangi bir mahzur yoktur.” (Tahrîru’l-Vesîle, 2/241, 292)

[5] el-Kuleynî, el-Furû’ Mine’l-Kâfî (5/451) et-Tehzib (2/188)

[6]   et-Tusî, Tehzîbu’l-Ahkâm (7/227)

[7]   et-Tusî, el-İstibsar (3/243)

SİİRT AKTÜEL HABER
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol